Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

6. Bölüm Kardeşiniz Xiao Yao Dünyaya Kafa Atıyor!

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 

  Errtesi gün sabahın saat 11’inde, daha Kader’in açılmasına koca bir saat vardı. Erkenden öğle yemeğimi yedim ve dört gözle birlikte bir saatin geçmesini beklemeye koyulduk. Üstelik bu zaman süreci boyunca dört gözden oyunla ilgili bilgileri de öğrenmeye başlamıştım. Görünüşe göre karşımda oturan bu adam, korsan satış sitelerinden binlerce RMB kazanan bir site editörüymüş. Burada okumak için 3.000.000 Rmb ödemiş, bunun sebebi de iyi bir eğitim almak istemesiymiş. Bütün bunlara rağmen duruma nasıl bakarsam bakayım, dört gözün tek amacının dört yıl boyunca yurt odasında oyun oynamaktan başka bir şey olacağına inanamıyordum.

 

  Masanın üstünde geçenlerde yayımlanmış bir Kader dergisi vardı. Derginin içinde oyunla ilgili bir sürü şey anlatılmış olsa da, ilk bakışta pek bir şey anlamamıştım. Buna rağmen öğrendiklerime göre oyunun tek bir ana yapımcısı ve dört yardımcı yapımcısı vardı. Tabii onların dışında 150’den fazla tasarlayıcının olduğunu da söylemeden geçmeyeyim. Yapımcılardan biri oldukça tanıdık geliyordu.

 

  Lin Cheng!

 

  Bedenimin titremesine engel olamamıştım. Yoksa oyunu yapanlardan biri o yaşlı bunak mıydı?

 

  Hemen yakınımdaki sandalyeyi çektim ve Tan Gu’nun bilgisayarına daldım. ‘’Hey dört göz, bilgisayarını biraz ödünç alıyorum.’’

 

  Hemen bir internet sekmesi açtım ve arama çubuğuna ‘’Kader ve Lin Cheng’’ kelimelerini girdim. Beklendiği gibi önüme bir sürü sayfa çıkmıştı. Lin Cheng Kader’in yardımcı yapımcılarından biriydi. Sitenin kapağına da her zamanki gülümsemesiyle çekildiği bir fotoğrafını koymuşlardı. Gülsem mi ağlasam mı bilemiyordum, bu cidden o yaşlı bunaktı!

 

 

  Dört göz bana baktığında oldukça şaşırmış görünüyordu: ‘’Oh, ne oldu? Yoksa Lin Cheng’i tanıyor musun?’’

 

  Başımı öne doğru hafifçe salladım ve tek bir kelime bile etmedim. Bu adamı nasıl tanımazdım? 14 yaşımdan 19’uma kadar her an yanındaydım, sürekli vücudumu eğitmeye uğraşıyordum. Kim bu yaşlı bunağın bir anda oyun yapımcısına dönüşeceğini bilebilirdi ki?

 

  Kaşlarımı çattıktan sonra söylendim: ‘’Dört göz, bu Kader ciddi ciddi bir oyun değil mi? Niye bu yaşlı bunağı ana yapımcı olarak seçmişler aklım almıyor…’’

 

  Dört göz gülümsedi: ‘’Anlamazsın tabii, Kader çok önceden duyrulmuştu ve satış kısmından önce oyunu tasarlamak adına farklı kariyerlere sahip önemli isimleri davet ettiler. Örneğin, dünyanın en iyi demircisi, dünyanın en iyi okçusu hatta bir bitki bilimci ve dövüş sanatları uzmanını bile davet ettiler. Bu oyun şimdiye dek yapılanların içinde gerçeğe en yakın olanı. Bu düşünce yapısıyla birlikte, kendi hedeflerini ve vizyonlarını göz önünde bulundurarak kendine özel bir kabiliyet bile geliştirebiliyorsun. Tam olarak ayrıntıları bilmiyorum ama, oyun bağımlıları için bu oyun tam bir Cennet!’’

 

  ‘’Kendi stilini ve kabiliyetini yaratmak…’’diye kendi kendime söylendim: ‘’Demek öyle, ha?’’

 

  ‘’Ne oldu oğlum, hayalet görmüş gibisin!’’ dört göz omzuma bir şaplak attı.

 

 Gülümsememi takınmış bir vaziyette başımı iki yana doğru salladım: ‘’Bir şeyim yok, hadi oyuna girmek için hazırlanalım.’’

 

  ‘’Mm, seviye kasana kadar bekle, ben seni taşırım!’’

  ‘’Sen git babanı taşı, fazla dikkatini dağıtma da canavarlar ağzına sıçmasın. Bilgilere göre oyundaki yaratıklar epey bir vahşi olacakmış. Üstelik öldüğün zaman bir seviye düşüyorsun, dikkatli olmak lazım!’’

  ‘’Onu biliyoruz herhalde, daha önce ‘Fetih’te 7000. Sıraya kadar yükseldiğimden bana bir pro diyebilirsin. Nasıl olur da Kader’de işleri batırabilirim?’’

  ‘’Tamam kes kendini övmeyi.’’

   Aklıma Dong Cheng Yue’nin dedikleri gelince gülümsemeden edememiştim. Kendisi Fetih’te 79. Sıraya kadar yükselmişti, en elit grubun içinde sayılabilirdi yani. Üstelik, sanırım Lin Wan Er ondan da yukarıdaydı. Bu insanların oyuna harcadıkları para miktarını düşününce, tüylerim diken diken oluyordu.

  Saat 11:50’ye yaklaşırken, başlığımı taktım. Alet göz bebeklerimi taradıktan sonra kimliğimi onayladı. Beklendiği gibi, önceki hesaplarımdan herhangi bir bilgiyle karşılaşmamıştım. Yani yeni bir üyelik oluşturup, bir sınıf seçmem gerekiyordu. Ancak şu an için önümde sadece Kader’in açılacağı saati gösteren bir geri sayım vardı, şimdilik elimden bir şey gelmiyordu.

  On dakikanın geçmesini sabırla bekledim. Dört gözün söylediklerine göre oyuna ilk girene büyük bir ödül verilecekmiş. Karakterimi şekilli yapacağım için bu ödülde gözüm yoktu. Sonuçta hayatımın en büyük hedefi olan bir sevgiliyi bulabilmek için, oyundaki karakterimin de yakışıklı olması gerekiyordu!

 “3!”

“2!”

“1!”

  Sonunda geri sayım bitmiş ve Kader açılmıştı. Önüme geniş bir kurak alan ve bina harabelerinin olduğu bir görüntü gelmişti. Kamera gökyüzüne odaklandığında devasa güneşin yaydığı ışık parçaları gözlerimi neredeyse kör edecekti. Uzaktan seçilebilen dağların eteğinde bir savaş alanı bulunuyordu. Savaş atlarının çığlıkları kulaklarıma birer mızrak gibi saplanırken, savaş alanında oradan oraya uçuşan oklar da havada ıslık çalıyordu. Bütün bunların yaşandığı alanın arka planında devasa bir ağaç gökyüzüne doğru uzanıyordu, sınırlarını görebilmek mümkün değildi. Ağacın altındaki atlılar ileri doğru atıldı ve ortalık kan gölüne döndü. Savaş baltası tutan savaşçılardan her biri kükredikten sonra aynı şekilde ileriye doğru atılmıştı.

  Dağın en tepesinde, vücudu zırhlarla çevrili güzeller güzeli bir kadın oturuyordu. Güzel gözleriyle savaş alanının her yerini taradı ve bir anda doğruldu. Cennet’ten çıkmış bacakları hafif de olsa bükülmüştü.

 Teng!

  İleri doğru zıplayan kadının havayı delip geçtiğini duyabiliyordunuz. Kadın aşağı doğru serbest düşüse geçmişken, elleri bir şemsiyeyi tutuyordu. Swish… Kan kırmızısı renkteki şemsiye açıldı ve kadın yavaş yavaş havada süzülmeye başladı. Tabii bu esnada boşta kalan eliyle belindeki kılıcı çekmiş ve çoktan katliama başlamıştı!

  Kadının kılıcı savaşçıların üzerinde adeta dansediyordu. Birer et yığınına dönen insan vücutları toprağın kekremsi kokusuna karışıp yok olmayı bekleyecekti. Bu dehşet verici görüntünün içindeki kadının suratında vahşi bir gülümseme vardı, elindeki kılıcı yavaşça havaya savurdu ve bir anda kadının etrafındaki savaş alanı alevlerle kaplanmaya başladı!

  HA!

  Kükremenin orta yerinde, devasa bir vücut kadına doğru yaklaşmış ve kadını gölgesi altında bırakmıştı. Bu dev figür diğerlerine hiç benzemeyen ve elinde altın rengi balta tutan bir savaşçıydı.  Bu efsanelerde bahsedilen kahraman seviyedeki savaşçılardan biriydi. Alevlerle kaplanmış balta havayı delip geçerek kadına doğru ilerliyordu!

  Kadının karşı tepkisi oldukça hızlıydı, hemen geriye doğru bir adım attı ve aynı anda şemsiyesini açmaya koyuldu. Sviss… Şemsiye açılmış ve sürpriz bir şekilde savunma ağırlıklı bir kalkana dönüşmüştü! Bang! Şemsiyenin içinden fırlayan mermi o kadar hızlıydı ki, savaşçı ne olduğunu bile anlayamadan mermiden yayılan elektrik şoklarının etkisi altında kalmıştı! Lakin buna rağmen havayı delip geçen balta şemsiyeye ulaşmayı başarmıştı. Büyük bir Clang sesiyle kadın biraz da olsa sarsılmıştı.

  Kadın muazzam gözlerini sonuna kadar açtığında göz bebeklerinin içinde dans eden alevler oldukça dikkat çekiciydi. Nereden geldiği belli olmayan bir bıçakla ileriye atıldı ve anında karşısında duran savaşçının boynuna devasa bir kesik attı! Bu hamleyi yaparken en ufak bir acıma duygusunu bile içinde barındırmadığını anladığım kadın, savaşçıyı öldürdükten sonra gururlu bir şekilde başını kaldırdı ve Dünya Ağacı’na bir bakış fırlattı.

    Görüntü bir anda küçülmeye başlamıştı, görünüşe göre bu ufak bir ön izleminden başka bir şey değildi. Önüme gelen yeni ekranda Kader’in bütün haritası seçilebiliyordu. Güney kısmında insan ırkı ve onların yedi büyük şehri vardı. Haritanın ortasındaki Bu Gui Okyanusu Su Perileri’nin boyundurluğu altındaydı. Kuzey kesimi ise darmadağınık ve düzenden oldukça uzaktı. Öyle ki haritanın kuzeyine, Ejderha’lar, Namevt’ler ve Savaşçı’lar gibi bir sürü figür resmedilmişti. Tabii bütün bunların yanında, gökyüzünde devasa bir Kader yazısı da vardı. Cidden bu oyunun grafikleri insanın aklını başından alacak cinstendi!

  Oyuna genel bir bakış attıktan sonra önüme bir menu ve sistem notu çıktı: Lütfen ırkınızı seçiniz!

  Önceden de bildiğim gibi oyunda 5 farklı ırk vardı: İnsanlar, Namevtler, Ay Ruhları, Barbarlar ve Elfler. Hepsini ayrı ayrı incelediğimde dikkatimi çeken birkaç nokta olmuştu: Namevtler oldukça çirkin görünüyordu, ki bu da benim yegane hedefim için gerekli olan yakışıklı karakterime imkan sağlamayan bir noktaydı. Ay Ruhları oldukça çekici gözükse de, bu ırk yalnızca kadınların seçimine sunulmuştu. Barbarlar fazla sert duruyordu. Elflerin kanatları olduğundan uçabiliyorlardı ancak, oldukça zayıf bir yapıya sahip oldukları için hemen ölüyorlardı. Sonuç olarak seçimim insan ırkından yana olacaktı. Çünkü bütün ırkların içinden en normale benzeyeni insanlardan başkası değildi.

  İnsan ırkı seçimimi onayladıktan sonra sistem önüme, yavaşça bana benzemeye başlayan bir erkek karakter sunmuştu. Normal köy halkının giydiği kıyafetleri giyiyor ve elinde tahta bir kılıç tutuyordu. Gerçeği söylemek gerekirse, ben ellemeden bile oldukça yakışıklı görünüyordu. Bu yüzden ben de meseleyi fazla üstelemeden direkt karakteri onayladım. Bu hareketimden sonra başka bir sitem notu karşıma çıkmıştı: Lütfen sınıfınızı seçiniz!

  Bu noktada fazla konuşmaya gerek yoktu zira, şifacı sınıfını seçeceğime çoktan karar vermiştim. Şifacı sınıfının genel özelliklerinden bahsedecek olursak, şifacılar diğer karakterlerin canlarını yenileyebilen bir sınıftı.

  Hafifçe gülümsedim ancak, nasıl seviye atlayacağımı düşününce, kararımın geleceğe dönük gerçekçi bir plana sahip olmadığını gördüm…

  Neyse, ondan sonra şifacı sınıfını seçeceğimi onayladım ve karşıma kumaş kıyafetlere bezenmiş, 1.80 boylarında fit ve yakışıklı görünen bir karakter geldi.

  Bir başka sitem notu daha: Lütfen isminizi giriniz!

  İsmimi çok önceden düşünmüştüm.

  Önüme yazı sekmesinin olduğu bir panel gelmişti. Ben de aklımdaki ismi girmeye koyuldum.

  ‘’Üç Krallıktan Diao Chan’’

 Ding!

Sistem Notu: Girdiğiniz isim başkası tarafından kullanılıyor!

 Yumruklarımı sonuna kadar sıktım: ‘’Hassiktir oradan, bu isim benden başka kimin aklına gelebilir ki!’’

  Tamam sakin… Zaten her halukarda böyle bir şey olur diye başka bir isim düşünmüştüm. Yine aklımdaki ismi girmeye koyuldum.

  ‘’Hanımefendi Lütfen Durun!’’

Ding!

Sistem Notu: Girdiğiniz isim başkası tarafından kullanılıyor!

  Yine aynı sistem notu … Kalbim neredeyse parçalanacak gibiydi, dayanamıyorum artık, neredeyse aklımdaki bütün isimleri almışlar!

  Yine de denemeye devam ettim. Aklımdaki en son ve diğerlerine göre en az fiyakalı olan ismi girmeye koyuldum.

 ‘’Kardeşiniz Xiao Yao Dünyaya Kafa Atıyor!’’

Sistem Notu: Girdiğiniz isim başkası tarafından kullanılıyor!

‘’Hassiktir oradan!’’

 Neredeyse kan tükürecektim, dişlerimi sonuna kadar sıktım ve irademi isim bulmak için odaklamaya çalıştım. Uzun bir süre düşünsem de, sonunda menüden çıkmaya karar vermişti-

 Kaygısız Xiao Yao

Ding

Sistem Notu: Girdiğiniz isim başkası tarafından kullanılmamakta, bu ismi kullanmak istiyor musunuz?

Şükürler olsun Tanrım! Sonunda bir isim bulabilmişken, ne olduğu kimin umrumda?

Onayla bütonuna bastıktan sonra, karakterim oluşturuldu.

Sistem Notu: Hemen oyuna girmek istiyor musunuz?

  ‘Evet’ bütonuna tıkladıktan sonra bir anda ekranı bembeyaz bir ışık kapladı ve tak diye Kader’e giriş yaptım. Sağa sola uçuşan ışık hüzmeleri gözlerimi almıştı. Çok zaman geçmeden kendimi toparladım ve hemen suratıma geniş bir gülümseme oturttum. Etrafa baktığımda gözüme birkaç tane kırık kolon ve saymaya üşendiğim onlarca ezik kullanıcı takılmıştı.

Sistem Notu: 19.’cu Başlangıç Köyüne hoş geldiniz: ‘’Köpekler Köyü’’

 Köpekler Köyü, ne güzel isim ama!

  Platformda dururken, dışarıya çıkmak için acele etmedim. Yanımda, saymaya yeltenmediğim tonlarca insan kılıçlarını çekip, köyün dışındaki yaylaya doğru koşmaya başlamıştı. Görünüşe göre seviye atlamak için can atıyorlardı.

  ‘’Kullanıcı Bilgileri’’ adlı bütona tıkladığımda, önüme bilgiyle dolu bir ekran gelmişti. Aynen öyle, bu bilgiler kullanıcı puanlarıydı.

İsim: Kaygısız Xiao Yao (Şifacı Adayı)

Seviye: 1

Saldırı: 1-1

Defans: 2

Can Puanı: 100

Mana Puanı: 50

Karizma: 0

Ne manyak bir saldırı puanı ama, 1-1! Tavuk falan öldürebilecek miyim bari? Gerçek mi bu…

  Elimdeki eski püskü asaya bir bakış fırlattım. Mm… Görüşüne göre 1-1 gibi saçma sapan bir saldırı puanımın olmasının sebebi bu ezik silahtan başka bir şey değildi. Sakin adımlarla yürümeye koyuldum, hemen dışarı fırlayıp, canavar katletmek için acelem yoktu. Zaten öyle bir şey yapabileceğime de inanmıyordum. Bir şifacı olarak olabildiğince fazla bilgi edinmeye ihtiyacım vardı. Dışarıya akın eden eziklerin yanına gidip, köpek öldürmeyle zaman harcamak istemiyordum.

  Demirciye gittiğimde, önüme geniş omuzlu ve uzun boylu bir adam çıktı. Gülümsedi ve bana: ‘’Evlat, silah mı almak istiyorsun?’’ diye sordu.

  Başımı öne doğru salladım ve hemen seçenekleri değerlendirmeye başladım. Saldırı puanı 1-3 olan ve 1. Seviyedeki kullanıcıların bile takabileceği bir metal kılıç dikkatimi çekmişti. Ne yazik ki kılıcı almam için bana 15 bronz lazımdı ancak cebimde yalnızca 10 bronz vardı. Hay böyle işe!

  Biraz düşündükten sonra kararımı verdim. Eski asayı çıkardım ve asayı 7 bronza sattım. Artık cebimde 17 bronz olduğundan kılıcı hemen almaya koyuldum. Pek üst seviye bir kılıca benzemiyordu ancak, ben de zaten bir şifacıydım. Kim takar? Şimdilik beni idare edebilecek düzeyde olması yeterli.

 Elimde kılıçla yürümeye başladım.