Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

8. Bölüm Kılıç Fırtınası

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

 

  Bzz.

  Tüylerim diken diken olmuş, bir an için bilincimi yitireceğim sanmıştım. Sonunda yılların eziği profesyonel olma yoluna girmişti! Hassiktir, acayip heyecanlıyım. Eğer elime bir kılıç alırsam, saldırı puanım direkt %10 artacak. Bu yetenek biraz fazla abartılmış gibi değil mi sanki?

  Şimdilik saldırı puanım 6-6 olduğundan bu %10’luk saldırı artışı benim için pek de bir şey ifade etmiyordu. Ancak ileri zamanda, seviyemi arttırıp, gerçek bir kılıç edindiğimde, o zaman bu yeteneğin asıl etkisi ortaya çıkacaktı! Üstelik, ileride bu yeteneğin boşa gitmemesi için de sürekli kılıçla haşır neşir olmam gerekiyordu!

  Uzun bir süre bu yeteneğe ne isim vereceğimi düşündüm ve bir anda aklıma acayip bir şey geldi: Kılıç Fırtınası!

  Kılıç Fırtınası… Ne fiyakalı isim ama! Kılıcı eline alır almaz ortalığı biçmeye başlıyorsun. İşte kılıcın yolu dedikleri bu olsa gerek. Bunu ileride kesin kullanacağım!

   Ding

  Sistem Notu: Tebrikler, yeteneği başarıyla adlandırdınız. Bu sunucuda SS seviye bir yetenek yaratan ilk kullanıcısınız, isminizi herkesin duymasını ister misiniz?

  Anında ‘Hayır’ bütonuna bastım. Dikkat çekmemem gerekiyordu. Eskiden oynadığım oyunlardan da bildiğim gibi, adın ne kadar duyulursa o kadar düşman çekerdin. Şimdilik böyle bir belaya bulaşmak istemiyordum. Şu anki durumum gayet iyi, 1. Seviye bir şifacıyım. Pro oyuncuların umrunda olacağımı bile sanmıyorum. Yine de doğruyu söylemek gerekirse başarmanın verdiği bu hisse bayılıyorum!

 Ding!!!!

 Sistem Notu: TEBRİKLER, OYUNCU XXX, SS SEVİYE YETENEĞİ ÖĞRENDİ: [Kılıç Fırtınası]!

 Sistem notuyla birlikte bütün sunucu alaşağı olmuştu! İnsanlar ne olduğunu anlamışa bile benzemiyordu!

  Tam o sırada yetenek sekmemde bir kılıç ikonu belirdi. İlk öğrenmeyi başardığım yetenek, aynı zamanda ikinci yeteneğim olan Kılıç Fırtınası SS seviye bir yetenekti. Diğer yeteneğim ise şifacı sınıfına özgü olan: [İlk Yardım] adlı, D seviyesinde olan bir yetenekti. En ezik şifacı yeteneği olsa bile, yine de kendi canımı doldurabileceğim için duruma bir itirazım yoktu.

  [Kılıç Fırtınası] (SS) : Elinize bir kılıç aldığınızda ya da kılıcı savaşırken kullandığınızda, saldırı puanınız %10 oranında artar. Pasif bir yetenektir ve geliştirilemez.

  [İlk Yardım Seviye 1] (D) : 50 can doldurur, 5 mana puanı harcar. 0/100 TP (Tecrübe Puanı), seviye 1.

   Hazırlıklarımı bitirdikten sonra artık dünyayı karşıma almaya can atıyordum!

  Sonunda, elimde kılıcımda birlikte, oyun açılalı 24 saati geçmişken köyün kapısından dışarı çıktım. Envanterimde herhangi bir malzeme yoktu, daha doğrusu, herhangi bir malzeme alacak param yoktu! Neyse, yavaş yavaş hallederiz, sıkıntı yapmaya gerek yok…

  Köyün dışında, ezik oyuncular ormanın yanındaki köpeklerle mücadele ediyordu. Köpekler 1-2. Seviyede olan yaratıklar olmanın yanında, oyundaki en düşük seviyeli canlılardı. Ezikler işte…

  Kabalıktan kaçar kaçmaz önüme sakin bir yol çıktı. Köpekler Köyü’nün kuzeyinde gizemli bir orman vardı ancak, haritada gördüğüm bu orman kırmızı noktalarla dolup taşıyordu. Yani işin özü bu ormandaki yaratıklar benim için fazla tehlikeliydi ancak, bu kimin umrundaydı? Doğuştan bir avantajım olduğu için yine de şansımı denemek istiyordum. Aynı zamanda hem saldırı yapıp, hem de canımı doldurabiliyordum sonuçta…

  Uzaktan birbiriyle bir zırh parçası yüzünden ağız dalaşına girmiş oyuncuları seçebiliyordum: ‘’Bu zırh 20 Bronz ediyor, bizim hakkımız! Yaratığa asıl zararı veren bizleriz!’’

  Kıkırdamaktan kendimi alamadım: ‘’Şu eziklere bak!’’

   Aşağı baktığımda, yerde öylece güneşlenen bronz parçacıklarını görünce oldukça şaşırmıştım. Hemen bronzları gördüğüm yere doğru koştum ve etrafa bakındım. Güzel, hiç kimse yok! Hemen yerdekileri toplamaya koyuldum.

  Oh! Zengin oldum! Şanslı günümdeyim.

  Daha önce bütün paramı kılıcı tamir ettirmek için harcadığımdan, cebimde beş kuruşum kalmamıştı. Hangi salak köpekleri öldürdükten sonra düşenleri toplamaz ki? Heheh, kek işte!

    Köpeklerin doğduğu alanın etrafında ilerlerken, gitgide oyuncu sayısının azaldığını gördüm. Çevrede bir sürü çalılık vardı.

  Birkaç dakika sonrasında alçak bir kükreme sesi duydum. Nihayet, savaşmaya değecek düzeyde bir yaratıkla karşılaşmıştım! Karşımdaki vahşi bir Sırtlan'dı. Hayret bir şey, bu köyün etrafında cidden köpekten başka bir şey yok yahu!

  [Sırtlan] (Normal Yaratık)

 Seviye: 3

Saldırı: 7-11

Defans: 3

Can: 150

Yetenek: Yok.

  Güzel, 3. Seviye bir yaratık. Bunlardan iki tane kessem 2. Seviyeye geçebilirim herhalde. Hadi bakalım!

 Clang.

  Kılıcımı çektim ve anında Kılıç Fırtınası yeteneğim aktifleşti. İleri doğru atıldığımda, Sırtlan'a fazla yakın olmasam da yaratık beni fark etmişti. Yaratık kükrer kükremez bana doğru atıldı ve herhangi bir yetenek kullanmadan ağzını sonuna kadar açıp beni ısırmaya koyuldu.

  Reflekslerim yerinde olduğundan, Sırtlan beni ısırmadan önce kılıcımı hayvanın kafasına indirmeyi başarmıştım.

Kacha!

[12]!

  Tam hayvanı savuşturdum darken, Sırtlan ayağımı ısırdı ve oracıkta 25 canımı kaybettim. Hoho, benden iki kat daha fazla vuruyordu!

   Fazla endişelenmeden saldırmaya devam ettim. Ben hızlandıkça, Sırtlan da ulumaya devam ediyordum. İki darbe aldığımda hemen elimi kaldırdım ve kutsal ışık vücudumu baştan aşağı sarmaladı.

 [İlk Yardım] !

 [+50]

Çok iyi! Hem vurup, hem de canımı doldurabiliyordum. İşte gerçek bir imparator dediğin de böyle olur zaten!

  Kısa bir sürenin ardından Sırtlan'ıı öldürmeyi başardım ve TP sütünum bir anda %50’ye fırladı. Hayvanın bedeni yere düşer düşmez parçalanmış ve iki madeni paraya dönüşmüştü. Hemen paraları cebime attım, düşenler hiç de fena değildi…

  Aynı şekilde devam ettikten sonra ikinci bir Sırtlan'ı daha öldürdüm ve altın bir ışık hüzmesi bütün bedenimi ele geçirdi. Sonunda 1. Seviye bariyerini yıkıp 2. Seviyeye geçmeyi başarmıştım! Tabii yeni seviyeyle birlikte gelen 10 puanın hepsini direkt güce bastıktan sonra, saldırı puanım 5-5 daha artmıştı. Aslında bunun asıl sebebi, şifacı sınıfını seçtiğim için puan başına 0.5 saldırı artışı almamdı. Öte yandan eğer bir savaşçı olsaydım, saldırı puanım 11-11 artacaktı, hayat bu kadar acımasızdı işte!

  Kılıcı omzumdan geriye doğru attım ve ilerlemeye devam ettim. Ölene kadar kasmaya devam edecektim!

  Onlarca Sırtlan'ı öldürdükten sonra, mana puanımın oldukça düştüğünü gördüm. Tek bir [İlk Yardım]’ın 5 mana yediğini ve maximum mana puanımın da 60 olduğunu düşünürsek, yakın bir zamanda bir şeyler yapmazsam muhtemelen burada can verecektim. Şans bu ki, tam o sırada 3. Seviyeye atladım ve bütün puanlarım yenilendi. Tabii yeni gelen 10 puanın hepsini güce bastığımı da söylemeden geçmeyeyim. Karakterim tam anlamıyla savaşçı bir şifacı olacaktı.

  [Kaygısız Xiao Yao] (Şifacı Adayı)

Seviye: 3

Saldırı: 11-13

Defans:4

Can: 120

Mana: 70

Karizma: 0

  Şifacı diğer sınıflara göre zayıf olsa da, eğer güzel bir kılıç bulabilirsem en azından benim seviyemdeki yaratıkların defansını aşabilirdim. Tabii işin bu kısmı çok önemliydi zira, eğer rakibin defansını aşabilirsem, kendi kendimin canını doldurabildiğim için ölmeden uzun bir süre savaşabilirdim. Yani savaş süresi uzadıkça, diğer sınıflara kıyasla hayatta kalma oranım daha fazlaydı. Ancak ne yazık ki bütün puanlarımı güce verdiğimden dolayı yeterli manam yoktu. Can dolduracak birkaç eşya bulamazsam, uzun süre mücadele edemeyeceğim ortadaydı.

 Mm, biraz daha burada takılıp, canavar öldüreceğim. 50 bronz civarında param olduğu zaman köye gidip iksir alabilirim. İksirler sayesinde ormanın derinliklerine gidip, daha yüksek seviyeli yaratıkları öldürebilirim.

 Kacha!

 Sırtlan'ın başını vücudunun geri kalan kısmından ayırdıktan sonra, 2 madeni para daha yere düştü ve hemen paraları topladım. Birkaç yaratık daha öldürecektim. Seviye atladıktan sonra saldırı puanım daha da artmış ve Sırtlan’ları öldürmek benim için eskisi kadar zor olmamaya başlamıştı.

  Uzun boylu çimenleri geçtim ve biraz daha ilerledim, tek başına gezinen bir Siyah Ayı’nın görüntüsü dikkatimi çekmişti. Ayı 5. Seviyede olmanın yanında, gerek saldırı gerekse savunma bakımından benden akılalmaz derecede üstündü.

  Kılıcı sıkıca kavradıktan sonra derin bir nefes aldım. Denemeden bilemeyiz sonuçta, değil mi? Baktım durum kötüye gidiyor, dört nala kaçmaya başlarım artık!

  Birkaç adım attıktan sonra ayıyla aramda 10 metrelik bir mesafe kalmıştı. Yaratık bir anda doğruldu ve bana keskin bir bakış fırlattıktan sonra koşmaya başladı. Devasa vücudunun altında ezilen çimenlerin sessiz çığlıklarını duyabiliyordum. Sonunda vücudunu durdurdu ve sağ pençesini havaya kaldırarak saldırmaya hazırlandı.

 Pam!

  Taze kan her yere saçılmıştı. Oyun o kadar gerçekçiydi ki, omzumda büyük bir yara açılmış ve yaradan akan kanlar çimleri kırmızıya boyamaya başlamıştı. Başımın üstünde bir sayı çıktı: Bu ayının bana verdiği zarardan başka bir şey değildi.

[42]!

Hassiktir, canımı acıttın lan!

 Hemen kılıcımı savurdum ancak ne yazık ki ayıya yalnızca [15] vurabilmiştim. Bir yandan saldırmaya devam ederken bir yandan da canımı doldurmaya uğraşıyordum. [İlk Yardım] yeteneğinin kutsal ışığı vücudumu yenileyip, bana 50 can puanı kazandırıyordu. Tabii yeteneğin bir de dolma süresi vardı, yine de dolma süresi geçer geçmez anında [İlk Yardım]’ı kullanıyordum.

 Gu!

 Siyah Ayı vahşice ağzını açtı ve kolumdan büyük bir et parçasını kopardı, sol kolumun yarısını kaybetmiştim!

 [82!]

 Tanrım, bir kez daha vurmasına izin verirsem…

  Oldukça korkmuş ve hemen kaçmaya başlamıştım. Kim bu vahşi hayvanla uğraşmaya devam edecek kadar gerizekalı olabilirdi ki?

  Canım pahasına koşmaya devam ederken, geriye doğru iki adım attım ve tekrar ayının dikakini çektim. Beni kovalamaya başladı. Saldırıya uğramadığım kısa süre zarfı içinde canımı bir kez daha [İlk Yardım]’ı kullanarak yenilemeyi ihmal etmemiştim. İşte bu şekilde ayıya vur-kaç uygulamaya devam ettim.

  Yalnızca 5. Seviye bir yaratık olmasın rağmen onu öldürmek için 30 saniyemi harcamıştım. Sonunda, Siyah Ayı acı dolu bir çığlık attı ve yere yığıldı. Mücadele bittiğinde 41 canım kalmıştı.

  Pofffff!

  Ayı yere düşer düşmez vücudu kaybolmuştu. Birkaç eşyanın düştüğün duysam da, bu her zaman duymaya alışkın olduğum madeni para seslerine benzemiyordu. Wow! Ayıdan bir de zırh düşmüştü. Gerçi düşen zırh da saçma sapan bir eldivene benziyordu, orası ayrı.

   Hemen ayının öldüğü yere koştum ve eşyaları topladım. Aslına bakarsanız düşen eşya hiç de fena değildi

 [Siyah Ayı Eldivenleri] (Beyaz Zırh)

 Defans: 7

 Kullanılması İçin Gereken Seviye:4

 Takamadığım için sat gitsin. Beyaz Zırh olduğundan pek dikkat çekeceğini sanmıyorum.

  Zırhın yanında 5 tane de bronz para vardı. Yüksek seviyeli yaratıklar düşük seviyeli Sırtlan'lara göre daha bonkördü. Hemen paraları topladım ve arkamı dönüp bölgeden ayrıldım. Beni bu kadar zorlayan ayılardan bir tanesiyle daha uğraşmak istemiyordum. Zaten şu anda elimdeki kılıçtan başka üstümde hiçbir şey yoktu.

  Sırtlan kesmeye devam ettim. 3. Seviyeyken, 3. Seviye yaratıklarını öldürmek de bir hayli kolaylaşmıştı. Bir saat içinde 4. Seviyeye ulaştım. Tabii aynı zamanda envanterim de eskisine kıyasla 47 bronz parayla dolmuştu.

  Arkama dönüp bir bakış fırlattığımda bulunduğum bölgede seviye kasan oldukça az insan kaldığını gördüm. Muhtemelen burada daha fazla kalamazdım. Köye gidip, gerekli hazırlıkları yaptıktan sonra daha yüksek seviyeli alanlara gitmek durumdaydım.

  Kılıcı omzuma attım ve başımı hafifçe eğerek köye doğru ilerlemeye koyuldum. Tam bu sırada birkaç tip yanımdan geçerken içlerinden 6. Seviyede olan bir savaşçı bana doğru yöneldi ve : Hey, dostum. Burada kasarken Savaşçı’ların kullanabileceği bir şeyler düşürdün mü hiç?’’ diye sordu.

  Envanterimden henüz düşürdüğüm eldivenleri çıkardım ve yanıtladım: ‘’Beyaz zırh, herhangi bir sınıf gerekliliği yok, istiyor musun?’’

  Savaşçı cevap verdi: ‘’7 defans, huh? Tank kastığıma göre alacağım tabii ki. Kaça satıyorsun?

 Etrafa bakındım: ‘’Dükkan 21 bronza aldığına göre, bunun üstünde bir fiyat vermen lazım.’’

 ‘’Sorun değil!’’ dedikten sonra Savaşçı bir kahkaha patlattı: ‘’Hemen sana 50 bronz vereceğim, ne diyorsun?’’

‘’Tamam, anlaştık!’’

  Birkaç saniye geçtikten sonra kılıcımı omzuma atmış bir vaziyette ilerlemeye devam ettim. Envanterimde neredeyse 100 bronz yani 1 gümüşe yakın para vardı.

  Köpekler Köyü’ne döner dönmez Hyena’lardan düşürdüğüm 2. Seviye zırhı ve diğer eşyaların hepsini sattım. Sonunda, envanterimde 121 bronz para olmuştu! Dükkana bir bakış fırlattım. Level 2 tunik, 70 bronz. Fazla pahalıydı. Almayayım, sağol. Canavarlardan çıkacak eşyalarla hallederim artık.

  İksir dükkanına gittim. 1. Seviyedeki bir mavi iksir, 50MP dolduruyordu. Tanesi de 5 bronzdu. Bir anda mana iksirlerinden 23 tane almış ve üstüne kılıcımı da tamir ettirmiştim. İşte yine, cebimde yalnızca 1 bronz kalmıştı. Hayat ne pahalı yahu!

  Mekanı terk ettikten sonra başımı gökyüzüne doğru kaldırdım. Sonunda savaşan bir şifacı olma serüvenim başlamıştı!