Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

9. Bölüm Orman Ayıları'nın Kralı!

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

Haritamı açtığımda, seviye kısıtlamaları yüzünden köyün yalnızca belirli bir kısmını görebiliyordum. Göremediğim kısımlar tamamiyle boştu. Biraz düşündükten sonra kuzey-doğuya doğru yol almaya karar verdim.

 

Köpekler Köyü’nden biraz uzak olduğu için orada takılan oyuncu sayısı da fazla değildi. Eğer yaratıkları keserken biri bana Ks - Kill steal, yani kill çalma diyelim- yaparsa, muhtemelen pek bir şey kasamazdım.

 

Yetenek sekmesine baktığımda, [İlk Yardım] yeteneğimin 77/100 aşamasına ulaştığını gördüm. Biraz daha uğraşırsam yeteneği 2. Seviyeye yükseltebilecektim. 2. Seviye [İlk Yardım] yeteneği 100 can dolduruyordu, böylece hayatta kalma şansım da epey artacaktı.

 

Hadi bakalım!

Kılıç omzumda köyden ayrıldım. Sırtlan’ların bulunduğu yerden geçtikten sonra ormanın derinliklerine doğru ilerlemeye koyuldum. 20 dakikalık yürümenin sonunda, sonunda daha önce girmeye yeltenemediğim alanla karşı karşıyaydım- Vahşi Ayı Ormanı. Bu ormanın içinde türlü türlü ayı vardı ver hepsi de 5-7 arasında değişen seviyelere sahipti. Kendi seviyeme bakınca, aslında gereksiz bir risk aldığımı söylesek pek de yanılmış olmazdık ancak, üstümde 23 tane mavi iksir olduğu için, muhtemelen hayatta kalmayı başarabilecektim.

Hayde!

5. Seviyedeki Siyah Ayı’ya direkt saldırdım. 30 saniyede kılıcımla işini bitirirken, mücadele esnasında dört kez de canımı doldurmuştum. Tek bir ayıya 20 mana harcadığım düşünülürse, bu hiç de fena sayılmazdı. Başka bir av aramaya koyuldum.

Düşük seviyeli bir oyuncu, kendisinden yüksek seviyedeki yaratıkları öldürürken ufak bir TP artışı yaşıyordu , bu yüzden de seviye atlama hızım gayet iyiydi. Bir saat içinde 5. Seviyeye ulaşmayı başardım!

Önümdeki Siyah Ayı acı dolu bir çığlık attı ve son nefesini verdi. Vücudu her zamanki gibi yok olmuş ve hayvandan geriye yalnızca birkaç eşya kalmıştı.

  [Siyah Ayı Kol Zırhı] (Beyaz Zırh)

  Tip: Deri

  Defans: 3

  Kullanılması İçin Gerekli Seviye: 4

Beyaz kollukları giydikten sonra defansım 9’a fırlamıştı. Başımı kaldırdım ve uzaktan bana kükreyen 7. Seviye bir Gri Ayı olduğunu gördüm. Bana keskin bakışlar fırlatıyordu ve bakışların anlamı da ortadaydı: Seni geberteceğim!

Kılıç elimde, yavaşça ileriye doğru atıldım ve etrafı inceledim. Etrafta Gri Ayı’dan başka bir yaratık olmadığını görünce ayıyla kapışmaya karar verdim. Hadi bakalım!

  Sou!

İleri doğru hızla atıldım ve kılıca sıkıca sarıldım. Ayının yanına ulaşır ulaşmaz kılıcı havaya kaldırdım ve hayvanın kafasına doğru hamle yaptım.

Clang!

Metalin metale sürtüşmesinden çıkana benzer bir ses havada yankılanmaya başlamıştı. Zaten verdiğim zarar da pek hatırı sayılacak bir şey değildi: [15]

Saldırı puanım 23 olmasına rağmen, yalnızca bu kadar zarar verebilmiştim. Gri Ayı’nın defansı cidden taktir edilecek cinstendi!

 Kong!

Başını kaldırdıktan sonra kükreyen ayı, pençelerinden birini bana doğru savurdu ve ne yazık ki bu saldırırdan zamanında kurtulmayı başaramadım. Her ne kadar saldırının geliş yönünü tahmin etmeyi başarsam da, hayvanın pençesi omzumu delip geçmişti.

 [37]!

Hay sıçayım böyle işe! Deri zırh giyen şifacıların hali ne olacak böyle!

Kılıcımı tekrar savurduğum sırada aklıma bir soru takılmıştı: Neden yaratığın saldırısını savuramamıştım? Kader’in yaptığı açıklamalara göre, gerekli kabiliyetlere sahip olan insanlar yaratıkların saldırılarından kaçabilecekti ancak, buna rağmen neden başarısız olmuştum?

Gri Ayı tekrar pençelerinden birini savurdu ve saldırıyı görür görmez hemen geriye bir adım attım.

Pa!

[39]!

Suratıma gelen darbe canımı acıtmıştı! Hemen [İlk Yardım]’ı kullandım.

Ayı tekrar saldırıya geçtiğinde, bu sefer yerimden kımıldamamıştım. Tam hayvanın pençesi suratıma yapışacaktı ki, hemen pençenin geldiği yönün tersine doğru 1-2 metre zıpladım. Kulaklarıma yalnızca usul usul esen rüzgarın sesi geliyordu. Aynı anda başımın üstünde de kocaman bir yazı çıkmıştı:

 [Iska!]

  Savaş Notu: Gri Ayı’nın saldırısını savuşturdunuz. Gerçekleştirilen hareket: [Acemi]!

 

Kendi kendime kutlama yaparken, kılıcımı yıldırım hızında savurdum ve kılıç direkt olarak Gri Ayı’nın gözlerinden birine girdi.

[34]!

 

Rakibin zayıf noktasına saldırmak...işte bir oyuncunun en önemli yeteneklerinden biri buydu.

 

Ne yazik ki tepki sürem oldukça geç ve hareketlerim de yavaştı. Aksi taktirde, muhtemelen birçok saldırıyı savuşturabilir ve gerçekleştirdiğim hareketlerde de [Usta] seviyesine çıkabilirdim.

 

Bahsi geçen bu manevra tekniği herkesin öğrenmesi gereken bir olaydı, öğrenilmediği taktirde kiminle savaşırsanız savaşın, bir yaratık ya da bir oyuncu, mücadeleyi kazanmanız neredeyse imkansızdı.  Tabii bu kişiden kişiye değişiyordu. Oyunda birden fazla manevra tekniği olduğundan, asıl olay oyuncunun kendi kabiliyetine bakıyordu.

 Kacha!

Kılıcım tekrar ayının kafasına saplandı ve hayvan acı dolu bir çığlık atarak yere yığıldı. Yaratığın kaybolan bedeninden geriye yere düşen bir eşya kalmıştı.

 

  [Gri Ayı Cübbesi] (Siyah Demir)

Tip: Deri

Defans:10

Büyü: +2

Kullanılması İçin Gerekli Seviye: 5

 

Aletin verdiği özellikleri görünce bir kahkaha patlattım. Acayip iyiydi! +2 Büyü veren bir eşya tam da ihtiyacım olan bir şeydi ve üstelik bunun yanında bir de +10 defans alacaktım. Hemen kıyafeti üstüme giydim ve defansım 19’a fırladı. Şifacıların kıyafetlerden aldığı büyü puanlarının oranı 1-1 olduğu için, +2’lik büyü puanı bana 20Mp kazandırmıştı. Yani fazladan dört kez [İlk Yardım] yeteneğini kullanabilecektim. Cidden, manyak bir eşyaydı.

  Paafu!

 

Giydiğim cübbeyi incelerken, oyunun görüş modunu değiştirdim ve karakteri yukarıdan inceledim. Cübbe tam da Çin üniformalarına benziyordu. Karakterim dışarıdan tam bir bilge gibi görünüyordu, tabii elimdeki kılıç bu görüntüyü bozuyordu, orası ayrı. Elime kılıç yerine birkaç tane kitap alırsam, görünüşü tamamlayabilirdim. Gerçi, kitaplarla yaratık öldüremeyeceğim için bu mantıklı bir fikir değildi.

 

Defansımın artması beni gazladığından, hemen birkaç tane daha Gri Ayı bulup, onlara meydan okudum. Düşündüğüm gibi, yaratıklardan aldığım hasar neredeyse 20’li sayılara gerilemişti. Bu kesinlikle kabul edilebilir sınırlar içerisindeydi. Aynı zamanda sürekli manevra kabiliyetimi geliştirmeye uğraşıyordum. Bütün konsantrasyonumu önümdeki mücadelelere odaklamıştım. Gri Ayı’nın her saldırısı, binlerce kombinasyon sağ olsun, birbirinden farklıydı. Sürekli saldırıyı savuşturmak için yeni bir manevra bulmak durumda kalıyordum.

 

Sistem Notu: Gri Ayı’nın saldırsını savuşturdunuz. Gerçekleştirilen hareket – [Çaylak]!

Sistem Notu: Gri Ayı’nın saldırısını savuşturdunuz. Gerçekleştirilen hareket – [Çaylak]!

Sistem Notu: Gri Ayı’nın saldırısını savuşturdunuz. Gerçekleştirilen hareket – [Acemi]!

 

Bir sürü savaş notu birbiri ardına ekranda beliriyordu, gitgide Kader’in savaş sisteminden aldığım keyif artıyordu. Adeta kendimi oyuna kaptırmıştım. Savuşturma şansı oldukça düşük olsa da –maximum %10-, bu tekrar edilebilir bir antrenman türüydü. Yani rakibin birkaç hareketini savuşturmak hiç de fena olmazdı, değil mi? Henüz manevralarımı oyunculara karşı denememiş olduğumdan, bunun işe yarayıp yaramayacağını bilmiyordum. Şimdilik meseleyi fazla üstelemesem daha iyi…

Artık benim için 7. Seviye bir Gri Ayı’yı öldürmek eskisi kadar zor değildi. Oyunun bu zamanında oyuncuların birçoğu Beyaz Zırh setleri giyiyordu, öte yandan benim üzerimde Gri Ayı Cübbesi’nden başka kayda değer hiçbir şey yoktu. Kader’in eşya düşme yüzdesi bir hayli düşüktü. Daha önce yapılan açıklamalara göre, düşük seviyeli yaratıklardan Siyah Demir sınıfına ait eşyaların düşme olasılığı %0.1’di. Yani herkes beklentilerini buna göre ayarlamıştı.

Göz açıp kapayıncaya dek 2 saati geride bırakmıştım ve yalnızca Gri Ayı avlayarak 7. Seviyeye ulaşmayı başarmıştım. Tabii her zamanki gibi yeni seviye atladığım için gelen puanların hepsini güce basmıştım. Bir tarafta, yaratıkları avlayabilmek için güce ihtiyacım vardı. Diğer bir taraftaysa, şifacı yani tam bir hemşire sayılabilirdim. Kol gücümü arttırmak için güç puanlarına ihtiyacım vardı, aksi taktirde elime doğru düzgün bir kılıç alabilmemin mümkünatı yoktu. Saçma sapan bir asayla millete saldıracak değildim ya?

Karakter ekranına bakarken, mm. Sanırım üst seviye oyuncularla aramda 10 seviye falan var diye düşündüm.

Kaygısız Xiao Yao (Şifacı Adayı)

Seviye: 7

Saldırı: 31-33

Defans: 21

Can: 160

Mana: 130

Karizma: 0

 

Saldırı puanım bir savaşçı ya da bir kılıç ustası kadar yüksek olmasa da, defansım şövalyelerinkinden düşük olsa da ve son olarak mana puanım büyücüler ya da diğer şifacılar kadar yüksek olmasa da, benim asıl kuvvetli olduğum taraf hem saldırıp, hem de kendi canımı doldurabiliyor oluşumdaydı. Adım attığım yol tam da yalnız oyuncuların seçeceği türdendi. Tabii bu zamanda artık yalnız oyuncu diye bir şeyin kalıp kalmadığını bilmiyordum…

Yürürken seviyemi ve karakter puanlarımı düşünüyordum, en sonunda 9. Seviye bir yaratıkla kapışmaya karar verdim. Sonuçta hayatta kalmak için, biraz da akıllı olmak gerekiyordu!

Başımı kaldırdığımda gökyüzünün siyaha büründüğünü gördüm. Ay ışığı adeta bir su edasıyla ormanın üstünde dans ediyordu. Ara sıra kulakları sağır edecek düzeydeki kükreme sesleri duyulabiliyordu. Mm, sonunda Vahşi Ayı Ormanı’nın en derin noktasına ulaşmıştım.

Önüme yeni bir yaratığın çıktığını görür görmez olduğum yerde durdum. Karşımdaki yaratık, başının üstünde birkaç tane sivri boynuza sahip olan ve 9. Seviye olan bir ayıydı. Tam da aradığım şeydi yani!

[Orman Ayısı] (Normal Yaratık)

Seviye: 9

Saldırı: 32-50

Defans: 15

Can: 300

Yetenek: [Keskin Pençeler]

Tanıtım: Orman Ayısı büyüyle harmanlanmış bir hayvandır. Muazzam bir saldırı gücüne sahip olmasının yanında, rakibinin ona verdiği zararın %10’unu karşı tarafa geri yansıtabilir. Genelde ormanın derinliklerinde yaşar ve yuvasından nadiren ayrılır. İnsanlar da dahil, yuvasına yaklaşan her canlıyı ayırmadan öldürmesiyle tanınır.

‘’Hoho, sen neymişsin böyle…’’

Elimde kılıç, direkt yaratığa meydan okudum. Hayret bir şey! Lin Wan Er ve Dong Chen Yue en azından 14. Seviyeye ulaşmışken, ben hala burada 9. Seviye yaratıklarla uğraşıyorum! Bir an önce 10. Seviyeyi geçip, başlangıç köyünden ayrılarak ana şehirlerden birine gitmem lazım yoksa, kendime olan güvenimi iyiden iyiye kaybedeceğim!

 Hua!

[Kılıç Fırtınası]’nın etkisiyle birlikte elimdeki kılıç havada geniş bir yay çizerek Orman Ayısı’nın gözlerine doğru ilerlemeye koyuldu. Ancak yaratığın refleksleri oldukça yerindeydi, hemen başını saga kaydırdı ve gözlerini korumayı başardı.

 [17]

Beklendiği gibi, yaratığın defansı oldukça yüksekti. Gücümden biraz şüphe etmeye başlamıştım.

Orman Ayısı kükrer kükremez keskin pençelerini havaya kaldırdı.

Shua!

Pençeleri havada kızıl bir yay çizerek bana doğru ilerlemeye başladı. Görünüşe göre bu, hayvanın sahip olduğu [Keskin Pençeler] adlı yeteneğin ta kendisiydi. Bu saldırıyı savuşturmam gerektiğini biliyordum zira, eğer savuşturamazsam akılalmaz bir darbe alacağıma şüphe yoktu!

Gözlerim ayının hareketlerine odaklanmıştı, ne tarafa doğru kaçacağımı hesaplamaya çalışıyorum. Hemen 2 metre geriye çekildim ancak saldırıyı zamanında savuşturmayı başaramamıştım. Pençeler göğsümü parçaladı ve göğsümden yayılan acı hissi bütün vücudumu kaplamaya başladı.

 [51]!

Ne kadar hasar yediğimi görünce, içimdeki savaşma isteğini neredeyse kaybediyordum. Anında [İlk Yardım]’I kullandım ve kılıcı havaya savurdum. Mücadele devam ederken, hem kendi canımı doldurup, hem de karşı saldırıya geçebildiğim için, sonuç ortadaydı. Kazanan ben olacaktım!

Tam bunları düşünürken bir pence darbesi daha yedim ve canımın büyük bir kısmını kaybettim. [İlk Yardım]’ın dolma süresi 6 saniyeydi, yani sadece bu yeteneği kullanarak yaratıkla başa çıkabilmem mümkün değildi. Endişelenmeye ve korkmaya başlamıştım. Şans bu ki, tam o sırada başımın üstünde  [Seviye +1] diye bir yazı çıktı. [İlk Yardım]’ı bir sonraki kullanışımda, yeteneğin 10 Mp yediğini fark ettim!

 [+100]

Şükürler olsun ki [İlk Yardım] tam zamanında 2. Seviyeye geçmişti.

İşte o zaman 9. Seviye bir yaratığın ne kadar korkutucu olduğunu anlamıştım. Yavaş yavaş vur-kaç yaparak yaratığı 1 dakikada öldürmeyi başardım. Bu sefer ekstra bir şansım yoktu çünkü, yaratıktan 3 bronz para düşmüştü. Hemen paraları topladım ve bir tane mavi iksir içtim. Ardından da Orman Ayısı avıma devam etmeye koyuldum.

Saat akşam 7’ye kadar oyun oynamama rağmen henüz Wan Er’den herhangi bir mesaj almamıştım. Muhtemelen kendisini oyuna fazla kaptırdığından, yakın bir zamanda oyundan çıkmayı düşünmüyordu. Neyse, o zaman ben de akşam 9’a kadar kasmaya devam edeyim!

Saat 9 olduğunda, altın renkli ışık bütün bedenimi sarmalamış ve karakterim 9. Seviyeye ulaşmıştı. 7-9 seviyeleri arasında aldığım puanların hepsini direkt güce basmıştım tabii. Böylece güçlü kalmaya devam edebilecektim.

 Voosh!

Sivri sineklerin toplandığı ve yerde ölü insan bedenlerinin yattığı bir görüntü karşımdaydı. Yeşil bir kayanın üstünde, parlak kürklü bir ayı uyuyordu. Yaratığın başında yazan kelimeler ise şu şekildeydi:

 [Orman Ayıları’nın Kralı] (Boss)  - Patron falan dememi beklemiyordunuz değil mi? Güzel!-

  Seviye: 10